MARKA İLE PATENT ARASINDAKİ FARK NEDİR? MARKA PATENTİ DİYE BİR ŞEY VAR MIDIR?

Marka tescil ettirmek isteyen kişi ve kuruluşların çoğunlukla kullandığı bir ibare var; marka patenti. Peki marka patenti diye bir şey var mıdır? Yoksa bu kavram halkımız arasında kullanılan bir tabir sonucunda mu oluşagelmiştir bu yazımızda bu konuyu ele alacağız.

Esasında tescil ile koruma altına alınan sınai hakların Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde inceleme geçirmesi ve ardından kanuni şartları taşıyan sınai hakların tescil edilmesi ile sonuçlanan bu süreçte halkımız arasında yaygın ve yanlış kullanılan bir ibare vardır. Bu ibare patenttir.

Gerçekten de Sınai Mülkiyet Kanunu incelendiğinde patent, tescil belgesine verilen bir ad olmaktan ziyade; yeni olması, sanayiye uygulanabilir olması, buluş basamağı taşıması ile Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 82. maddesinde belirlenen konulara ilişkin olması halinde buluşların korunmasını temel alır.

Kökenine inildiğinde ise patent teorisi, toplum ile mucit arasında yapılan bir sözleşmeye benzetilir. Bu sözleşmeye göre mucit bir icat yapar, bu icadını tüm detayları ile topluma açıklar. Toplum bu icattan faydalanabilir. Ancak mucidin ödüllendirilmesi ve teşvik edilmesi lazımdır. Bu amaçla mucit, icadını belli süreliğine (çağdaş hukuk sistemlerinde bu süre 20 yıldır.) yalnızca kendisi kullanabilir. Yani patent teorisi, buluş sahibine icadını yalnızca kendisinin veya rızası ile başka kimselerinin kullanabilmesi için bir tekel hakkı tanır. Bu tekel hakkı tanınmaz ise mucit çok emek sarf ederek geliştirdiği icadından faydalanamayacak ve ekonomik semerelerinden de yararlanamayacaktır. Hatta öyle ki patent başvurularında buluş sahibi mucidin kim olduğu ayrıca belirtilmektedir.

Günümüzde artık buluş sahibinin belirtilmesi de, başvurucu kişi veya kuruluşların belirtilmesi de ayrı ekonomik ve manevi değer taşımaktadır. Gerçekten de patent başvuruları CVlerimizde muhakkak yer alırken, örneğin üniversitelerin üretkenlikleri de patent belgeleri ile ölçülmektedir.

Genel hatları ile değindiğimiz üzere patent kelimesinin, tescil süreci tamamlandığında resmi mercii tarafından verilen belgenin adı haline gelmesi günlük hayattaki yaygın ve yanlış kullanımdan kaynaklanmaktadır.

Markalar ise bir teşebbüsün mal ve/veya hizmetlerini, bir başka teşebbüsün mal ve/veya hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan her türlü işarettir. Bu işaret kelime, harf ve sayı kombinasyonları, renk veya renk kombinasyonları, hareket, slogan, ses veya üç boyutlu marka şeklinde (sınırlayıcı olmayacak şekilde) ortaya çıkabilmektedir.

Marka tescil başvurusu ile başlayan süreç ile birlikte başvuru idari sürece girer ve resmi mercii tarafından incelenir. Kanuni şartları taşıyan bir marka başvurusu süreci başarı ile tamamlayarak tescil edilir ve markanın korunduğuna dair bir tescil belgesi düzenlenir. Konumuzda ele aldığımız marka patenti şeklinde kullanım, günlük hayatta marka tescil belgesine verilen bir isimdir.

Aynı şekilde diğer sınai haklara da bu idari süreci tamamladıklarında verilen belgenin adı tescil belgesidir. Endüstriyel tasarım, coğrafi işaret, faydalı model, patent, entegre devre topografyaları ve yeni bitki çeşitleri, resmi mercii tarafından verilen tescil belgesi ile başvuru tarihinden itibaren koruma altına alınır. Ülkemizde idari olarak sınai hakları incelemeye, tescil belgesi düzenlemeye ve bu belgeleri yenilemeye yetkili tek kurum Türk Marka ve Patent Kurumu’dur. Türk Marka ve Patent Kurumu bu idari süreci yönetmek, tescil belgesi düzenlemek, marka gibi yenilenebilen sınai hakları yenilemek veya üçüncü kişilerin itirazlarını incelemek gibi işlemler için harç alır. Bu masrafların tescil sürecine girilirken süresi içinde ödenmesi gerektiği de unutulmamalıdır.

Sonuç olarak; patent kelimesi buluşların korunmasına ilişkin hakkı ifade etmektedir. Günümüzde de yanlış kullanılan örneğin marka tescil edildiğinde “markamın patentini aldım” şeklinde bir kullanış yanlış bir kullanımdır.